Ertelediğimiz Hayatlarımız

Güncelleme tarihi: Şub 18


Hayat kendimizi erteleyeceğimiz kadar uzun değil maalesef. Bunu da geçtim, bize verilen en güzel hediye kendi yaşamlarımız. O zaman kendi yaşamlarımızı neden erteliyoruz? Yapmak istediklerimize neden odaklanamıyoruz? Gelin buna bir bakalım...


Beyinde tam olarak tanımlanmamış ya da tamamlanmamış şeyler, olaylar, durumlar, tanımlanmış- tamamlanmış durumlara göre daha fazla akılda kalır. Bu duruma "yarım kalmışlık sendromu, Zeigarnik Etki de" denir.


Bu etki özellikle medyada, reklam sektöründe, arkası yarın dizilerde, iş dünyasında performans görüşmelerinde karşımıza çıkabilir.


Yöneticimiz performans görüşmelerinde bizim başardıklarımıza mı yoksa başaramadıklarımıza mı odaklanıyor? Başlamak istediğimiz bir iş var ve bir türlü başlayamıyor, onun yerine sürekli kendimizi oyalamak için başka işlerle mi uğraşıyoruz? Kafamızın içi çok fazla meşgul olabilir mi? Ya da yeni başlangıçlar bizi ürkütüyor mu? Konfor alanımızdan, yani bildiğimiz tanıdığımız güvenli sularımızdan çıktığımız için değişime direnç gösteriyor olabilir miyiz? Kendi potansiyelimizi durduruyor muyuz? Kendi değerimizi, yeteneklerimizi görünür kılmak ile ilgili sorun mu yaşıyoruz? Başkalarını kendimizden daha mı büyük kılıyor, onları kendimizden daha mı önemli, anlamlı ve hayati yapıyoruz?


Bu durumu şu şekilde daha rahat açıklayabiliriz: Telefonunuzda onlarca uygulamayı açtığımız zaman telefon bir süre sonra ısınır ve alttaki uygulamaları kapatmazsak yavaşlar. Ta ki şarjı bitene kadar…


Beynimizde işte böyle çalışır. Beynimiz de sürekli tamamlanmamış, yarım kalmış işlere takılır ve bu işleri çözüme kavuşturamazsak bizleri tüketmeye devam eder.

Oysa insan beyni bir işe başladı mı onu tamamlamaya eğilimlidir. Beynimiz bir şeyleri çözüme kavuşturmak amacı ile nöronlar arası bağ kurmaya çalışır Biz daha nöronumuzun o bağı kurmasına izin vermeden bu defa başka bir işe dikkatimizi yöneltiriz. Yani her geçen gün beynimize yeni girdiler, uyaranlar verdikçe ve bunların tamamlanması ile ilgili nöron yollarının yapılmasına zaman tanımadıkça, kendi kendimizi sabote ediyor ve belki de yeni sorunlar yaratıyoruz. Okuduğum bir kitapta buna şöyle bir benzetme yapılmıştı: "Cebinde sürekli kryptonite taşıyan süperman gibi." Kendimizi güçsüzleştiriyor, hareket kabiliyetimizi azaltıyoruz.


Peki bunu nasıl aşarız:

TOTE MODELİ; yani başlat, çalıştır, test et ve çık bitir.


Yani; Zihnimizin bilinçdışı çalışan kısmı, başka bir işe daha rahat geçebilmek için, prefrontal kortekse ( yani bizim bilinç ile çalışan kısmımıza) planlama yapması için baskı yapar. Eğer planlama yapılmazsa, işler tamamlanmazsa bir sonraki işlerimizi yapmak ile ilgili olumsuz etkileniriz. Bu durumu aşmak için de; önce basit işlerden başlayarak, beyne tik attırmak kıymetlidir. Böylece her tamamladığımız işte beynimiz dopamin salgılayacak ve motivasyonumuz da buna paralel artacak ve kendimiz ile ilgili daha çok çabada olacağız. Çaba gösterdikçe de o ilk yaşadığımız değişime karşı direnç te kırılmış olacak ve hayatımız ile ilgili daha enerjik bir şekilde planlama ve organizasyon yapabileceğiz.


İşte bu yüzdendir ki erteleme hastalığına yakalanmak istemiyorsak, işlerimizi planlayıp, önceliklerimizi belirleyip, herhangi bir yerden başlamamız gerek. Böylece kendi hayatımıza hak ettiği özeni ve samimi çabayı, dürüst iyimserliği vermiş olalım.

37 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör